More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  MeTaLgEaR25@hotmail.comPhotosProfileFriendsMore Tools Explore the Spaces community

MeTaLgEaR25@hotmail.com

Bilgisayar Bilimcileri Der Ki: Öpücük. Bazen İki Sistemin İletişimini Hızlandıran Önemli Bir Sistem Dosyası, Bazen De Bütün Sisteminizi Altüst Eden Bir Virüstür...

 

SPACEİME GELEN ARKADASLARDAN RİCAM LÜTFEN EMEĞE SAYGI GÖSTERMENİZ BURDA BULUNAN BÜTÜN HERŞEY BİR EMEK HARCANARAK YAPILMIŞ OLMASI...

I KINDLY REQUEST THE FRIENDS VISITING MY SPACE TO RESPECT OF ENDEAVOUR. EVERYTHING HERE HAS BEEN MADE BY ENDEAVORING....

 

HEY SEN BURAYA GELEN SENİ YA TANIYORUM YADA TANIMIYORUM UMARIM HOŞÇA VAKİT GEÇİRİRSİN

HEY YOU, WHO’S COMING HERE, EITHER I KNOW YOU OR NOT. I HOPE YOU HAVE A NICE TIME.

 

İYİ VEYA KÖTÜ YORUMLARINIZI BENİMLE PAYLAŞIRSANIZ SEVİNİRİM!!!

I WILL BE VERY PLEASED IF YOU SHARE YOUR  GOOD AND BAD COMMENTS WITH ME!!!

 

More...
10/13/2008

YÜREĞİNDE...

Yağmurun yeni ıslattığı taze toprağın kokusunu duyduğunda aklına ben gelmek isterim.
Ya da gözlerin denizin maviliğine daldığında…
Uzakta ufuk çizgisinde sadece dumanı görünen o geminin içinde benim olduğumu düşünmeni isterim.
Küçük bir meyhanede, rakıya meze yapıp içerken ve birbiri ardına özlem şarkılarını dinlerken yanında ben olmak isterim.
Çakır keyif olup, masadan kalktığında, sokakta hafif hafif sallanarak yürürken de…
Beni hatırlamak istersen, her yeni doğan günle birlikte çıkarım karşına, güneş olur ışığımla aydınlatırım seni.
Buram buram bir kahve kokusu olurum.
Sokakta oynayan çocukların sesinde işe gitme telaşına düşmüş insanların gözünde, yere düşmüş yaprakların çıtırtısında bulursun beni.
İstersen, duyduğun her ses beni hatırlatacaktır sana.
Bazen bir kuş olup öterim pencerende.
Bazen bir tren gibi tıkırtılarla geçerim önünden.
Sözlerini ezbere bildiğin ve söylemekten asla bıkmadığın şarkı olurum.
Sen o şarkıyı değil beni söylersin aslında.
Beni görmek istersen hep karşında olurum.
Gökyüzündeki beyaz bulutların arasındayım, ben.
Başını yukarı kaldırman yeterli beni görmek için.
Yolda rastladığın herkes benimdir aslında. Dostlara selam verirken o selamı ben alırım.
Komşunun hatırını sorarken aslında bana “Nasılsın” demişsindir.
Benimle çıkarsın yola her sabah, akşam evine benimle dönersin. Gittiğin her yere gelirim seninle.
Sen yorulduğunda yorulurum ben de.

Sen oturduğunda oturur, kalktığında kalkarım.
Eğer istersen bütün gece başucunda saçını okşarım sen uyurken.
Yüzünde gülümsemeyle uykuya dalışını izlerim.
Bana dokunmak istersen bir çiçeğin yapraklarında olurum ben.
Yeşilin, kırmızının, sarının mavinin en canlısındayım.
Elini uzattığın her yerdeyim.
Dokunmak istersen bana kendine dokun.
Çünkü ben her zaman sendeyim.
Dudaklarındaki ateşim, tenindeki sıcaklık.
Vücudunu ürperten rüzgârım ben.
Hep sendeyim ben.
Oradayım, beni görmek istediğin yerde.

YÜREĞİNDE…

Bilmezdim Sevginin De Bir Rengi Olduğunu

Bilmezdim sevginin de Bir Rengi Olduğunu
An olur, deli sevdamın suskunluğunu yüklenirim bir başıma.
An olur, buluşur yüreklerimiz en masum sevda yollarında.
Umut ki, bitivermiş daha yolun en başında…
Ne yolumdasın ne yolsun sen bana…
Bilmezdim ışıksız yollarda umuda kavuşmanın yorgunluğunu,
Bilmezdim, umudun bir renginin de siyah olduğunu.
Gece olur, en parlak yıldıza takılır dalar gözlerim…
Gece olur, aniden kayar gider yokluğuna yıldızım.
Gölgen ki, düşüvermiş kalbime…
Ne yakınsın ne uzaksın sen bana.
Bilmezdim hayalinin aynalarda da konuştuğunu…
Bilmezdim, gözlerinin gökyüzünde de durduğunu.
Gün olur, buz dağından kopan bir buz parçası kadar soğuk,
Gün olur, ısıtır evrenimi güneşimin içime çizdiği ufuk…
Sevgin ki, yakıvermiş ateşiyle,
Ne sıcaksın ne soğuksun sen bana...
Bilmezdim sevginin de ateşten bir gül olduğunu…
Bilmezdim, gökkuşağının da çiçek gibi solduğunu.
Mevsim olur, damarlarımda dolaşan kan cehennem sıcağında kavrulur.
Mevsim olur, yüreğimde kopan fırtınalar kızgın çöllere savrulur.
Şefkatin ki, sarıvermiş ruhumu…
Ne ellerindeyim ne ellerimdesin sen bana
Bilmezdim yağmurun suyu da hasretiyle kuruttuğunu,
Bilmezdim, çölde gezinen yaralı bir ceylanı yüreğinden vurduğunu…
Neşe olur kahkahalarla ağladığıma güler geçerim…
Neşe olur, mutluluğu martıların sesinden dinlerim.
Gülümseyiş ki, dönüvermiş hıçkırığa içimde…
Ne yalansın ne doğrusun sen bana…
Bilmezdim bir gülümseyişin kadehlerde gözyaşı sunduğunu.
Bilmezdim, dudaklar gülümserken yüreğe kan dolduğunu.
Son olur, ayrılık heceleri bir bir kıyıya vurur…
Son olur, sözler biter şiirler nağme nağme konuşur.
Adın ki şiir oluvermiş dudaklarımda,
Ne aşkımsın ne canımsın sen bana.
Bilmezdim her aldığım nefeste ölümü soluduğumu,
Bilmezdim, canımsın dediğim minik kuşumun kafesinden kanatsız uçtuğunu…

Hani Bir An Gelir…

Hani Bir An Gelir…
Hani bir ân gelir… Ve söylenmez sözler söylenir olur!
…..
Hani bir ân gelir…
Mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada!
…..
Hani bir ân gelir…
Bir ân gelir…
Hani bir göz bir göze gelir.
Hani, öyle bir ân gelir ki;
En “gelinmez” yollarla en “varılmaz” yolların, senle ben arasındaki yarda boyun büktüğünü görürsün…
Bu yar; iki yâr arasıdır! ..
Her yar iki yâr arasıdır! ..
Ve üstelik;
Yaralar yara benzer,
Her yar yaraya benzer!
Yar başında duruşum;
Yâre nâraya benzer! …
Halbuki gök yerin…
Halbuki gök yarın…
Halbuki gök yârin içindedir bu mesafelerde! ..
…..
Veya gök, mavi bir hançer gibi dalıvermiştir de toprağın içine; şimdi toprak, kendi içindeki kocca bir yarayı yâr bilmiş… Kendini parçalayan kooskoca bir yar başına türbedar olmuştur! ! !
Halbuki hep…
Hep iki yârdır;
Bir yar başında duran…
…..
Her yar, yâri gördüğüm rüyadır! ..
Yolun biri gözlerinden başlaar senden içeri gider; diğeri gözlerimden, benden içeri…
Bir yar oluşur her yârin arasında kalan boşlukta! ..
Ben, yarın bir duvarı olup sana bakarım bu yandan… Sen yarın bir duvarı olur, o yandan bana bakarsın! ..
Ve en derinimden gelip en derinine gidebilecek olan yol ile, en derininden çıkıp en derinime inebilecek olan gökkuşağı “bakışlarımızda” kopar! ..
Biz, sarılmadıkça…
…..
Yarlar kaldıkça yârlar arasında! ..
Hani bir ân gelir…
Ve söylenmez sözler söylenir olur!
…..
Hani bir ân gelir…
Mutluluk pembe bir ipek mendil gibi savrulur loş odada!
…..
Hani bir ân gelir…
Bir ân gelir…
Hani bir göz bir göze gelir…
Hani bir ân gelir…
Bir ân…
Bakışlar düğümlenir;
Bütün yarlar silinir,
Sıra söylenmezlere gelir…

10/11/2008

ZAKKUMLAR

       Herkesin içinde sabırlı bir tohum gibi kendi kozasında saklı duran bir aşk yatar; bir gün bir güneş parlar, bir yağmur düşer ve tohumun çatlayıp çiçekler açtığını, ruhunuzun rengarenk bir ağaç gibi rüzgarlarla dans ettiğini görürsünüz...

       Sonra...
       O rüzgârlarla dans eden çiçekler bazen manasız kaprislerle, yanlış anlamalarla, hoyrat fırtınalarla örselenip yeniden insan ruhuna dökülür ve bu kez acının tohumları olur aşkın çiçekleri. Zakkum yeşili çiçekler halinde büyüyüp içinizi kavurur. Aşka lanet eder, unutmaya çalışır, acıyı öldürebilmek için aşkı da öldürmeye uğraşırsınız. Ve 'unuttukça bir şeyler eksilir' sizden. Acıdan kurtulabilmek için 'eksilmeye' bile razı olursunuz.

       Bir gün artık unuttum dersiniz, Yahya Kemal gibi nekahat dönemi yaşadığınızı sanırsınız. Sonra bir 'çifte kayık' geçer sulardan, bir kadın sesi şarkı söyler, bütün zakkumlar çıldırır, acının çiçekleri yanık kokularıyla dağlayıp geçer içinizi. En beklemediğiniz anda; yağmurlarla parçalanan bir gece yarısında ya da sabaha karşı rüyalarla yatağınızda uyandığınızda ilk günlerde olmadığı kadar derin özlemlerle sarsılırsınız, 'onu' görmek ya da hiç olmazsa sesini duymak için kıvranırsınız.

       Çaresizlik, özleminizi ve acınızı daha da büyütür. Unuttuğunuzu sandığınızı unutamadığınızı, eksik parçanızın gene eski yerine oturduğunu zakkum çiçeklerini soluyarak keşfedersiniz. Aşkın böyle bir acıya değmeyeceğini düşünürsünüz. Falcıların söylediği gibi 'gözyaşı olur kadınların yatağında' böyle zamanlarda...

       Aşktan korkar, bütün çiçekleri çiğneyip gizli bir tohum gibi yeniden gömersiniz yüreğinize. 'Ne görür, ne de bir kimseye sorarsınız' Sonra bir ses duyulur, bir yağmur damlar, rüyalarda bir güneş görülür ve tohum yeniden çatlar. Ruhunuz aşkın ve acının çiçekleriyle, bir büyük bahçe gibi rüzgârla dalgalanır. Zamanla hayatın geniş bir bahçe olduğunu, yalnızca sevincin ya da acının çiçeklerini değil, kaçınılmaz olarak hepsini birden içinde barındırdığını, çiçeklerin bir kısmından vazgeçmenin bahçenin bütününden vazgeçmek olduğunu anlar, bahçeyi bütünüyle seversiniz.

       Ve zakkumlarınız açar ve biri size der ki: "Bırak açsınlar, çiçeksiz kalmaktan iyidir zakkumlar.."

 

10/7/2008

GERCEK SEVGİ YOKTUR ASLİNDA

       İkimiz güneş ve ay gibiyiz, güneş ve kara gibi... Amacımız iç içe geçip, birbirimize dönüşmek değil. Birbirimizi tanımak, birbirimizi gerçekte nasılsak öyle görüp, buna saygı duymak... Yani birbirimizi ötekinin karşıtı olduğunu bilmek... Ha!... Eğer ay, güneşi rahatsız ediyorsa, güneş aysız yaşamayı öğrenmeli...

       Aradığımız her şeyin dışımızda bir yerde kolayca bulabildiğimiz o aydınlıkta sanarız... Oysa bize gerekli olan tüm aydınlık kendi içimizde... Yeter ki kendimize dönüp bakmasını bilelim... Herkes den gizli her şeyden saklı yalnızca ikimiz yaşadık gene... " seni seviyorum bir tanem " sensiz kalmayı istemiyorum.

       Seni görmesem de, sesini duyamasam da hep sen olmalısın. Bazen yorulduğumu hissediyorum. Yaşama karşı güçsüz kalışımı; işte o zaman günlerimi sıkıntılarımı sorumluluklarımı paylaşmak istiyorum. Sonra birden senin yok olacağını hissediyorum. Seni bir daha görememek özgürce seni düşünememek, seninle konuşamamak. Bana ne kadar da acı çektirir. Oysa sevginin kendisi koşulsuzdur. Benim olman, yanımda olman demek değildir. Günlük yaşamımın içinde olmayışın, yok oluğunu göstermez ki. Çünkü sen her an yüreğimdesin. Hem de herkesten her şeyden daha yakınımda, sıcacık kıpır kıpır durmadan akan kanım gibi.

       Yaşam yine akmaya başladı sensiz ve bensiz. Akmalıda zaten. İkimizin de yapması gerekenler var, sorumluluklarımız, kendimize dair, işimize, ailelerimize dair. Sevgin tabiki duracak ama yaşamıma ait hedeflerime amaçlarıma yada yaşadığım sıkıntılara karıştırmadan. Sanki içimdeki ben ikiye ayrıldı. Aklım ve duygularım savaşıyor sana dair. Biri sana kızarken seni özlemeye bile layık görmezken diğeri hala direniyor.

       Kaçamak seni sevmeye kalksa sessiz sedasız diğeri hemen sızıyor. Hak etmediğini söylüyor öfkeyle. Savunmaya geçiyor bir anım. " seviyor o da beni seviyor " diye öfkeli yanım kanmıyor gene. Sevgimi diyorsun sen buna? Sevgi nedir biliyor musun? Sen onu, onun sevdiği gibi sevdin? Hayır, sen canın gibi sevdin, sanki parçandı senin. Seni beklediğim her gün her hafta uzaklarda bıraktığım düş kırıklığımın tekrarı oldu yeniden. Etrafımda esen hüzün rüzgârlarına mani olamıyordum. Soğuk ne kadar yakınımdaysa sen o kadar uzaktasın. Güneşin renkleri uçmuş, sadece siyah ve beyaz kalmıştı günlerimde. Ellerim senden başka kimseye dokunmak istemezken, sen yoktun. Üşüyordum hem de çok... Oysa yüreğim ısıtsın diye ruhuma dokunmanı istemiştim korkmadan, yüreklice... Biliyor musun her sevda kiracıdır aslında yüreklerde... Hep " bitmeyecek bu sevda " der sevdalı, sevdalısına... Ama yalandır. Her biten sevdalar gibi her biten şeyler gibi, o sevdada bitmeye mahkûmdur... Tıpkı sen ve ben gibi...

SEN SANARAK KISKANDIM

       İçimi yaralayan ses tekrar çağırıyor beni."Gelmem için bu kadar ısrar ettiğine göre söyleyecekleri önemli şeyler var" diyorum. Peşinden ne zaman gitmek adına hamle yapsam gerçek ile hayal arasında ürkütücü bir çığlıkla benden kaçıyor. Kime sorsam karşılığı amansız bir sessizlik. Ne olduğunu ve ne yapmam gerektiğini bir oyun sanki.

       Muhtaç olduğum gereksinimlerimin yanında düşündüğüm ya da düşünmek istediklerimin esiri olmuş gibiyim. Sanki ne yapmak istediğimi biri biliyor ve benden önce davranarak hayat akışıma benden önce yön veriyor. Bir çeşit hapishanede hissediyorum kendimi. Gardiyanlar ölüm uykusuna dalmış öylece uyuyorlar.

       Kurtulmam için tek ümidim ise içimden gelen o ses. Bütün hayatımı vermeye hazırım uğruna. Arıyorum sandıklarım aslında inandıklarımmış. Zaman ağlıyor çok mu geç artık yarına.

       Tanıyorum o sesi; bana çektiren masum bir aşkmış... Soğuk geceler hissettiklerimin karşısında sadece bir ayaz. Beklerim hasretle gündüzü. Yalvarırım her gece. Teselli etmek yıldızları bir de ayı. Esir almış karanlıklar sevdayı. Güzel rüyalar neden en derin duygulara saklanır ki? Meçhul denen manalar akarken kuytulara.

       Hayallerim birer damal oldu hiç durmadan yağıyor. Hicranlarım yağmur sonrası güneşi andırıyor. Pişman olmak sebepsiz ayrılığa benzer. Sorgulaması için bir nedeni olmadığından kabullenmek zorundasındır. Çare aramakla bulunacak bir şey olsaydı ne manası kalırdı.

       Onun seni bulması için ihtiyacın olan tek şey sadece "zaman"... Düştü gölgeler üstüme aciz kaldım. Sen yine aklıma geldin, tatlı rüyalara daldım. Hayallerimi ovdum kapanmak üzere olan izlerinle. Korkularımı kovdum, zor dayanmak kadere dolan gözlerimle. Halimde diz çökmüş günahlar vaziyeti vardı.

       Sen yoksun ümitlerin sönmüş eziyeti kaldı. Hüzünler, yüzü hatırlatıyorsa bir çekişlik nefesin olmaya razıyım. Sen yalnız gül yüzünde açsan ben her mevsim solmaya razıyım. Deryalardaki feryadı gam vurarak, gökyüzündeki mehtabı dert yanarak, çöllerdeki serabı sen sanarak kıskandım...

SEN VARSIN

 Gönül tezgâhında şiir dokudum

İplik iplik nakışında sen varsın

Aşk yolunun kanununu okudum

Madde madde yokuşunda sen varsın

 

Fikir vadisinden bir ırmak geçer

Eğilir selviler suyundan içer

Bağrında ay doğar zambaklar açar

Sessiz sessiz akışında sen varsın

 

Öz suyusun hayat denen şişenin

Nedenisin keder ile neşenin

Sevda cephesinde şehit düşenin

Donuk donuk bakışında sen varsın

 

Hep senin renginde görünür bahar

Yaprakta yeşilin gülde kokun var

Yama yama kalbimdeki yaralar

Sıra sıra dikişinde sen varsın

 

Gidip de yorulma çok uzaklara

Sen; seni gel benim içimde ara...

Umut güneşimin mor bulutlara

Girip girip çıkışında sen varsın

ÜSTÜM BAŞIM AYRILIK…

        Kumlara gömdüm yüreğimi. Bir gün açıp bakmak istesen bile göremezsin. Öyle çoğaldı ki kırgınlıklarım. Küskünlüklerimin can acısını hafifletmez oldu hiçbir şey. Beklediğim gecelerin dibinde yalnızlığı karşılamaktan, her dip köşe de yalnızlığı buluyor olmaktan yorgun bedenim. Takatimin bittiği yerdeyim sevdiğim. Hani her aşılmazın bir aşılanı vardı, her batan günün doğan sabahı, her derdin bir devası? Bütün çareleri tükettik mi sevdiğim, umudun bende hiçbir emaresi yok artık. Aşılmazlığındayım duvarların, yine de bir ümitle sabır çekiyorum içimden. Ve olmazlığını en başından kabullenerek dilekler diliyorum sessizce. Keşke tüm gücümle dileyebilseydim seni. Ama dileyemiyorum işte. Hiçbir dileğin seni getirmeyeceğini kabullendirttim kendime. Susuşlara amade göklere açılmış ellerim.

        Yokluğunun koyusundayım sevdiğim. İçimin mutluluklarını budarken umarsızlığın yokluğunun dibinde bir parça nefes bulmaya çalışıyorum yarına dair. Yarınım olabilsen keşke.

        Bütün imkânlarını tüketirken düşüncelerimin bedenime karlar yağıyor; bir umut bırakılası hakkım olmuyor sende. Öyle kendine ki her şeyin. Kendinle kalkıyorsun sabaha ve kendinle uyuyorsun. Düşünmeden beni. Bir gün bencilliğin koyuluğunda boğulacağını bilerek uzak duruyorsun her şeyden. Yarım kalıyorum sevdiğim. Bir parça cam kesiği bırakıyorum bileklerimin şah damarına ve seni düşürüyorum içinde sen barınan her dilekten. Olmazlığına âmin demek gelmiyor içimden. Tükeniyorum.

        Kopkoyu bir başkaldırı dolanıyor içimde. Bunca çabanın sonunda yine tek başınalığı bulmanın üzüntüsüyle kop koyu bir başkaldırı içimde. Çıkamıyorum sevdiğim bu defa hangi kumu kaldırsan döküntülerimi bulacaksın. Çırpınışlarımdan geriye karanfil koyusu kabullenişlerim kalacak. Yarından ürkek.

        Sensizliğin aşinalığında yine de bu kadar can yangısı olur mu sevdiğim.? Bu kadar dibine düşülebilir mi kederin? Yüreğimde yokluğunun darbeleri; dayanıksız bedenim. Gücümü an be an alıyorlar iliklerimden. Teselli adına bir sen bırakmadan gücümü alıyorlar iliklerimden. Gökten kanadı kırık bir kuş düştü sevdiğim, onarılası yanlarını göklere bırakarak bir kuş düştü içimin kafeslerine. Çırpınışı nafile bir kuş… Dilinin ucunda lal kelimeler, gözleri uzağa açık…

        İsyansızım sevdiğim her güne yeni bir yas iliştirse de birileri isyansızım. Her şeyin bir sebebi var diyorum dilimde sabır. Cümlelerime yerleşiyor “gelme artık” deyişlerim ve ardında gizli iç çekişler “yalvarırım gel”. Dileyemiyorum sevdiğim seni dilemek bir kat daha arttırıyor sancımı. Üstüm başım ayrılık kokuyor. Kendime sözüm geçmiyor. Ciğerlerimde seni soluyamayan yarınsız oksijenler. Ve az geliyor nefesin her biri. Kapımda hastalığa sevkli küçük nöbetler.

        Sensizliğin şehrinde sana esaret yüreğimle dolanıyorum hayattan habersiz, benliğim de ürkek bekleyişler. Üstüm başım ayrılık kokuyor.

        Gelme sevdiğim artık dayanamıyorum

BU AŞKIN SON HALİ...

       Son gayretlerdeyim… Bitti bitecek hallerdeyim. Karanlığa düşecek, ışığı yitecek demlerdeyim.

       Bu aşkın son hali…

       Son rengi bu gökkuşağının… Ağıt olup türküye düştüğü andır bu sevdanın
Ne derse desin dilim, hangi cümle anlatır beni... Hangi kuytuya ışır umut,
nasıl bulunur sana çıkan yol… Gidip dokunur birine… Birilerine. Sen olmayan…
Sen gibi anlayan... Ama bir “sen” varsın uzandığım… Anlatamadığım başkalarına…

       Gittin ya… Ondandır gecikmişliği ellerimin, gözlerimin yorgunluğu ondandır. Halsizliğim, her adımda biraz daha uzaklaşmak… Biraz daha sarsılmak.
İçimin yıkıntılarından derbederliğim… Sersefilliğim. Boğazımı sıkan yağlı bir ilmik suskunluğum

       Hangi şehirde yürüyorsun şimdi... Kime doğru adımların. Buldun mu rengini, gülümsedi mi yüreğin... Sevdin mi?

       Düştü yine… Bir parçam daha sıyrıldı en derinimden, sol yerimden.

       Öyle sessiz ve soluk… Yitmişti rengi, son sözde boğulmuştu. Düştü öylesine… Duyamazdın… Duymadın. Düştüğü yerde değildi yüreğin…

KAYBETTİM…
BİRAZ DAHA
KAYBETTİM…
BİR KEZ DAHA…
BİR DAHA…
DAHA… DAHA…

9/26/2008

SESSİZLİK

Elimde yine yorgun kalemim,
Zamansa yoğun bir güne hapsolmuş bir ikindi vakti...
Kalemim, kâğıdıma gözyaşı dökmekte sanki...

Güneşin biraz suskun, bi o kadar da üzgün batışında akşam olmakta.
Gözlerim bir yüreğimden kaleme dökülenleri,
Birde gelmeyeceğini bile bile kapının kolunu yoklamakta...

Her geçen satırda biraz daha artmakta boşluğun,
Her geçen dakika biraz daha koymakta yokluğun,
Hani nerde an tanımaz deli sevdan,
Hani nerde kış günü kalbimi terleten sonsuz aşkın,
Nerde verdiğin sözler, yalan mıydı ölene kadar benim olduğun.

İşte ikindiyi de öldürdük aşkımızı öldürdüğümüz gibi...
Güneş yine üzgün bakıyor her aşkın batışında olduğu gibi,
Kelimeler biraz daha gözyaşına batırılmış çıkıyor bükülmüş dudaklardan,
Yürek biraz daha titriyor baharın ortasında kışta kalmış gibi.

Sen…; baharda yağan zamansız kar tanesi,
Ben…; bahara kanıp kara düşen aşk cemresi...

Sen…; yalanlarla aşk satanların ilk adresi,
Ben...; sattığın son aşkın ta kendisi...

Ben yanlış mevsimde,
Sahte sevgine düşmüş,
Aşk cemresi…

Farz edin ki bu gece son !

Bundan sonra yaşayacağınız geceler olsa da bu gece son…
Hani bazen kaçıp gitmek isteriz…
Kimsenin bilmediği, kimsenin bizi tanımadığı bir yere…

Hatta kendimizi bile tanımayacağımızı umut ettiğimiz bir yere…
Çünkü hepimiz geçmişimizi, aşklarımızı, kederlerimizi ve sırlarımızı bir çırpıda unutacağımız bir yer arıyoruz…
Yeni, yeniden başlamak ve bu kez hata yapmamak istiyoruz…
Oysa…
Her yeni yer, yeni bir hayat…
Her yeni hayat, yeni bir insan…
Her yeni insan, yeni bir yitiriş…
Her yeni sandığımız, aslında eskinin yeni yüzünden başka bir şey değil…
Farz edin ki, bu gece son…
Kelimelere, şarkılara, aşklara…
Hafızamızın kalleş katili hatıralara…
Fırından aldığımız ekmeğin daha eve ulaşmadan soğuması gibi…
Dünyanın yaratılıştan bugüne giderek soğuması gibi…
Bir zamanlar sıcacık olan evlerimizin içinin giderek soğuması gibi…
Bir gün bizim de bedenlerimiz soğuyacak…
Sonra…
Sonra, hiç…
Geride bıraktıklarımızın içi şöyle bir üşüyecek, hepsi bu…

Tıkanıp Kaldığında Hayat

Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat, soluk almak güçleştiğinde,

Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla 'tanışmalı, yeni keşifler yapacak...
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa, Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da, O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.

Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini; Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,

Değerli olabilmeli hayat!

İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı; Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine...

Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını...
Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda; Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı; Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için, hiç Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin; ağlamayı bilmiyorsan, Neşesizdir kahkahaların; Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların...
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için...
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!

Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere...

Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak! Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin; Bir teşekkür, bir elveda için...
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi...

Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı...!

9/25/2008

Dokunsalar Bir Ömür Boyu Ağlayacağım

İyi demek adettendir ya
İyiyim dedim..
Değilim!!!..

Anlatılması zor bir duygu içimdeki
Her harf
Her kelime
Her cümle
Ya çok basit yada çözülemeyecek kadar karmaşık..

Bir gün konuşmayı unutmak, susmak istiyorum
Bir gün tüm suskunlukları yırtıp kelimeleri Çoğaltmak istiyorum..

Hiç bir söz yetmiyor bana kalıbıma sığamıyorum
Çöküyor önümde dev gibi kelimeler
Beni bana anlatmaya yetmiyor..

Dokunsalar bir ömür boyu ağlayacağım
Döküleceğim parça parça..

Bir anlık değil yaşadıklarım
Acısı çıkıyor geçmiştekilerin
Oysa ben iyiyim görünürde..!

Anlamını bilmediğim mutluluk resimleri var karşımda
Hani içine bir türlü dahil olamadığım
Ya birşeyler eksik kaldı yada ben geç..
Şimdi iyi olan ne varsa ben hepsine bir adım geri kaldım

 

Hayal Ettim

 

Hayal ettim
Bugün istesem olacakmış gibi
Elim gitse yapabilecekmişim gibi
Hayal ettim
Bugün dünden belliymiş gibi

Hayal ettim
Sevdiğim kadar sevilirim sanarak
İstediğimi herkes ister sanarak
Hayal ettim
Bilmeden kendime hüsran yaratarak

Hayal ederdim
Serin bir ilkbahar sabahı yeşeren ağaç altında olmayı
Elimde kalem kağıt aklıma geleni çizip yapmayı
Artık hayal yok
Bundan böyle kalan tek şey anısı

Artık Seni Özlemiyorum

Artık seni özlemiyorum...

Güneş batmadan önce, alacakaranlık çökmeden evvel ta ki yeni ay doğana kadar gelmiyorsun aklıma. Kalabalık yerlerde yüksek müziğin altında umursamıyorum seni.
Bilki Ağustos böcekleri yaz konçertosunu başlatana kadar yoksun aklımda...

Artık özlemiyorum suyun altında gözlerimi açmışken, dalabildiğim kadar derine dalmış, nefesim azalmışken, suyun üstüne kendi hayatımdan kaçar gibi çıkmaya çabalarken yoksun sen aklımda...
Suyun üstüne çıkıp, ağzımı açtığımda ciğerlerim sen dolana kadar yoksun.

Gözlerim açıkken yoksun, başkaları bana bakarken yoksun, ben başkalarında seni ararken yoksun.
Sonra aynaya kaçamak da olsa bakışlarım yakalanıyor aniden.
Duruyorum bir kaç saniye... Kaçırıyorum gözlerimi, kendimden, senin izini taşıyan gözlerimden...
Seni özlemiyorum artık...

Hava masmaviyken, sessiz bir rüzgâr uzaklardan kopup gelmiş kadife bir kumaş gibi üzerime değip geçerken yoksun yoksun yoksun aklımda.

Yağmurlar yağana kadar müsaade sana.
Ben seni bir şehrin yağmurlarında, sevdim, belki.
O bulutlar tependen içine hiç girmesin dilerdim.
Güneşe ve ıssızlığa alışkın değilim bu yüzden ne zaman güneşin altında tek başıma dursam özlemiyorum artık seni.
Yarım ağız gülüşlerimde, sarhoşlayıp tökezlediğimde, uyku öncesi aldığım haplarda sana yer yok.
Gecenin bir yarısı tezek kokusunun havayı doldurduğu bir kimsesiz zamanda uyanıncaya kadar özlemiyorum seni.
Masada duran vazolarıma bakmadığımda, sen kokan bir kumaş parçasını alıp burnuma götürmediğimde, tenimde sana ait bir iz aramadığımda...
Yani o pek dar zaman aralığında.

"I don't miss you anymore" diye bir şarkı çalmıyorsa,
Bil ki özlemiyorum seni.

Salatanın yağını koyarken, beyaz şarabın serinliği boğazımdan yalnızlığıma akarken, içimde kocaman bir boşluk oluşmuşken seni aklımdan kaçırmam biraz bundan.

I don't miss you anymore, ya da...

Dur en iyisi bir kadeh şampanya koyayım, sensizliğin şerefine!
Yeni kadehlerimde…

Yok Başka Çare

Ellerim titredi bu mektubu yazarken.
Ayrılalım demek gelmedi dilime.
Çok savaştım ben kaderimle
Ayrılacağız sevgilim .
Yok başka çare.

Belki ,derin bi yara olacak kalbimizde.
Belki de ağlıyacağız her gece
Güzel günleri gömüp maziye,
Ayrılacağız sevgilim .
Yok başka çare.

Artık bekleme benim emi,
Gelmeyeceğim o buluştuğumuz yere.
Bükme boynunu, ağlama yine,
Ayrılacağız sevgilim .
Yok başka çare.

Seni hep uzaktan seveceğim,
Bakacağım dokunamadığım o güzel yüzüne.
Belki bu haksızlığı kabul edemeyeceğim ama
Ayrılacağız sevgilim .
Yok başka çare.


Gelecekten umutsuzum.
Kıvranıyorum acılar içinde.
Yanıyor bedenim, dur diyemiyorum dertlerime.
Bu sensizlik beni yataklara da düşürse
Ayrılacağız sevgilim .
Yok başka çare.


Kim reva gördü bu haksızlığı bize,
Nasıl kıydılar bu yüce sevgimize.
Gidiyoruz bilmediğimiz bir meçhule.
Ayrılacağız sevgilim .
Yok başka çare.
9/18/2008

DÜŞÜNDÜM VE VAZGEÇTİM BEKLEMEKTEN SENİ

Bekledim... Gidip gelip baktım o telefonun anlamsız ekranına... Bekledim aramanı her dakika belkiler geçti aklımdan, her saniye keşke dedim kimse duymadan... Korktum anlatmaya, hala seni sevdiğimi, hala sana deliler gibi aşık olduğumu anlamalarından korktum... İnsanların o lanet olasıca yüzlerinden sakladım gözlerimi...

Evet artık korkarak seviyorum seni ve bekliyorum... Beklediğim günleri biriktiriyorum... Her sabah uyandığım yeni güne senin adını veriyorum... Gidişine yüklüyorum bütün mutsuzluklarımı... Her gün karşılaşıyorum pişmanlığımla... Allah kahretsin neyi sevdim ben sende diyorum. Her seferinde bir cevap bulmaktan nefret ediyorum...

Sana bakarken gözlerinde kendimi bulmayı sevdim...

Sana sarılmayı, teninin sıcaklığını dudaklarımda hissetmeyi sevdim.

Sana sarılıp uyumayı, başımı göğsüne yaslamayı sevdim...

Seni sevdiğimi defalarca haykırabilmeyi sevdim yüzüne...

Yokluğundan sonra fark ettim bağıra çağıra kavga etmeyi sevdim ben aslında...

Vurdumduymazlığındı belki de beni sana bağlayan... Kaçan kovalanır aptal kaçan kovalanır" bunu bir türlü kabul ettiremedim beynime de kalbime de ve bu yüzden hep kovaladım... Sende kaçtın... Hızlı ve büyük adımlarla... Kimi zaman koşarcasına kimi zaman yürüyerek... Tam yakaladığımı sandığımda her defasında yerde buldum kendimi, elimde sen değil çakıl taşlarının bıraktığı yaralar oldu... derim parçalanıyordu seni severken, yavaş yavaş tükenmek buydu işte...

Seni severken bittim ben... Yokluğunla tamamlanacak, yok olmaktan kurtulacaktım oysaki... Nerden bilebilirdim ki gidişinin bitmek olduğunu, nerden bilebilirdim ki yokluğunun aslında öldürdüğünü beni... İnsan bazen dönüşü olmayan kararlar veriyormuş onu anladım... Saçma sapan bir inattı belki de yokluğunun sebebi... Önemsizce bir olay sonunda tüketilen tek bir cümle hayatımın rotasını değiştirdi... Artık fırtınada sürükleniyorum... Yokluğunun, gidişinin fırtınası... Ne olurdu sevsen beni? Ne olurdu son bir şans verseydin bana? Anlamıyorum, aklım almıyor bu kadar çabuk mu parçalanır sevgiler... Bahsettiğim senin sevgin de değil belki bilmiyorum bilemiyorum... En azından benim sevgime saygı gösterseydin... Ölür müydün sanki sevseydin beni?

Bu kadar zor olmamalıydı... Ben fazlasını yapıyorum çünkü... Zorlanmadan, korkmadan, bıkmadan, herkese her şeye inat seviyorum...

Yazık benim kadar olamadı yüreğin... Ben senin sevgisizliğinden korkarken sen sevmekten korktun... İşte en büyük fark buydu ve sen bunu hiç kabul etmedin...

Önceleri hatayı kendimde aradım, suçladım kendimi, aklımdaki her cümle seni haklı çıkartıyordu, artık kavgalarım kendimleydi... Senden sonra bende kırdım kalbimi... Bütün suçu onun üstüne attım, çaresizliğimden mi bilmiyorum tek sorumlu oydu kanımca...

Artık sadece seni suçlamıyorum yüreğimi parçalarken, bende yardım ettim... Şimdi dokunmayı bırak bakamıyorum bile ona... Defalarca aldığı darbeler bile rahat bıraktı onu. Yüreğim artık yerde, yüzüne bile bakılmayacak bir leşten farkı yok...

Yüreğim paramparça... Ve ona artık sadece sen değil bende bakmıyorum...
Yüreğim... Benim umutsuz, çaresiz,tükenmiş yüreğim...

Şimdilerde fark ediyorum sevmek sevdiğini haklı çıkartmakmış... Bana yaptığın onca şeyi yeni yeni hissediyorum. Kimi zaman güçleniyor kalbim ayaklanacak oluyor, o zaman değişiyor benimde duruşum, sana karşı daha güçlü daha dik oluyor bedenim... Tek bir bakışın omuzlarıma yüklenip yıkabiliyor beni olduğum yere... Seni çok sevdim de sen anlayamadın bunu... Yada anlamak istemedin. Kimse seni böyle sevmediği için bir garipti bakışların. Anlamadığın, anlam veremediğin bir şeye baktın sen sadece. Haklıydın artık bende anlam veremiyorum seni sevmeme... Neden diyorum neden bu kadar çok? Çünkü artık sevmek mutluluk değil acı veriyor bana... Sevmek kolay değil... Sevmek derken bile zorlanmalı dilin çünkü o kadar değerli ve zor. Sen bunu hiç anlamadın. Seni sevdiğimi anlamayı beklemiyorum artık insan mutsuz olmak, acı çekmek neden ister ki...

Artık seni sevmek sadece mazoşist eğilimlerden ibaret geliyor bana. Çünkü ben seviyorum ve anladım ki bu sevgi bana sadece acı getiriyor. Seni sevdikçe canım acıyor... Derime batıyor sevgim. Kanım fışkırıyor kesik yaradan içimdeki nefreti akıtıyor...

Seviyorum ve yeniliyorum artık...

Düşündüm ve vazgeçtim beklemekten seni.

Sadece seviyorum...

Paramparça yüreğimle...

9/15/2008

Beni Unutma

Bir gün gelir de unuturmuş insan
En sevdiği hatıraları bile
Bari sen her gece yorgun sesiyle
Saat on ikiyi vurduğu zaman
Beni unutma

Çünkü ben her gece o saatlerde
Seni yaşar ve seni düşünürüm
Hayal içinde perişan yürürüm
Sen de karanlığın sustuğu yerde
Beni unutma...

O saatlerde serpilir gülüşün
Bir avuç su gibi içime, ey yar
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli deli esiverirse bir gün
Beni unutma

Ben ayağımda çarık, elimde asa
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönüşüm
Bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma

Nerden ßilebilirsin Ki..?

Yürekler ağlardı ya gidişlerin ardından
Ağladı yüreğim gidişinin ardından
Acılı nağmeler duyulurdu ya uzaklardan
Yüreğimi sızlattı acı nağmeler biran
Yapraklar dökülürdü ya umut ağacından
Döküldü bir bir umutlar dalından
Peki bunları nereden bilebilirsin ki sen...?
Ne anlarsın ki gönül ağrısından,

Ne anlarsın ki umutsuz bakışlardan,

Geceler soğuk olur,

Hasretler buruk olur,

Umutlar yok olur sen ne bilebilirsin ki...?
Acıların şafağında hüzünlü bir matemdir sensizlik,

Buz keser yüreğim, buz keser dört duvar,

Dünyamı kaplar bir sessizlik sen nereden bilebilirsin ki..?
Sen öylece gittin ya benden;
Ben bir türlü gidemedim senden...
Karanlığın pususunda hayalini gördüm
Tel tel saçlarını bir bir ördüm
Sanki bir rüyaydı arkama döndüm
Yine sensizliğin serabını gördüm
Sen Nerden bilebilirsin Ki...!!!