More servicesWindows Live
HomeHotmailSpacesOneCare
 
MSN
Sign in
 
 
Spaces home  MeTaLgEaR25@hotmail.com ...PhotosProfileFriendsBlog Tools Explore the Spaces community

Blog

7/6/2008

Ziyade Olsun

Kaçıncı yanılışım bu!
Bir tekneye atlayıp da denizin, o en erişilmezin ortasında kaçıncı yalnız bırakılışım!
Gücüm yok...
Taakatim yok alıp da elime kürekleri çekecek…
Çekip de kürekleri geri dönecek!

Böyle biçare, böyle yalnız, böyle ıssız,,,
Kaldım daha önce de evet ve ama bu hani tamda tamam derken bir kere daha işte !
Heveslerim, umutlarım, tüm mutluluklarım alındı yine ellerimden...
Çalan kim!
Kapıp kaçan kim...
Koşsanıza peşinden, yakalasanıza!

Kaybettim ruhumu, hükümsüzdür yazdım yüreğime kalın puntolarla, görüdünüz mü...

Düşününce şimdi nasıl da zor geliyor, hayat boyu süreceğini bildiğim o mahkeme kapısından girmek içeri...
Hakkımı aramaya kalkmak hiç bitmeyecek bir kitabın ön sözü olarak kalmak olacak, biliyorum!
Önsöz okunacak, sırası geçecek ama kitap hiç bitmeyecek !

Biliyorum...
Yaşadım çünkü!
O giriş paragrafındaki en afilli cümle oldum daha öncede...
Anlayarak okumak, okuduğunu anlamak öğretildi bana , girdiğim bütün türkçe derslerinde...

-------- Ahhh çocukluğum.....
Ahhh kanayan dizlerim.........
Fasülyedenmiş verdiğin acı, yüreğim kanıyor artık,
Bilir misiniz acısını.... ---------

Hepiniz mi kaçırdınız dersleri söyleyin!
Hep birlikte mi kaçtınız okuldan anlatın!
Nerdeydi aklım...

Kocaman bir sınıfın içinde, kahverengi bir sıranın üstünde, dev gibi bir yalnızlıkla oturuyorken kimdi gözlerimi kapatan, görmeyeyim diye daha en başından en sonunu!
Toplayıp da gücümü atabilseydim üstümdeki o karabasanı, görebilirdim şimdiki bu eşsiz yalnızlık senfonisinin ilk parçalarının yapa boza nasıl bitirmeye başlandığını taa o zamanlar...

Uzun cümlelerden sıkıldım!
İçerimdeki sızıyı kalabalık kelimeler eylemleriyle çoğaltmaktan yoruldum!
İçinden çıkamadığım bu kuyudan, çıkmak için güç aldığım her elin terkinden usandım!

Demiş ya kim dediyse işte;
-Herkes Hakettiğini Yaşar-

Ağzımın payını aldım...
Hakkımı da...
Mavi ütopyalarım iç ceplerimde,,,,
Ben çekiliyorum hayat
Ziyade olsun sana...

Biz Hiç "Biz" Olduk mu?

Geç kaldın her şeye... Geç kaldın bana... Geç kaldım sana...

 

Bana gelişinde geçti, benden gidişinde...

Beni sevişinde geçti, benden nefret edişinde...

 

Geçmiş zaman dilimlerine inat, gelecek saatlerdeydi gözün ve gelecek yıllardaydı yüreğin...

 

Bulunduğun zamana ait şeyler yaşayamadın sen.
Hep "Sonra..." diye başlayan cümleler kurdun.
Hep " Belki bir gün..." diye temennilerde bulundun.
Dilemek yetmiyormuş bazı şeyleri, bütün benliğinle istemek lazımmış.
Başarmak için ölesiye çabalamak...
Dahası cesur olmak lazımmış.
Aşkda, sevgide, nefrette, acıda, mutlulukta...

Yağmurlu bir geceydi bana gelişin... Gidişinde yağmurlu bir günde oldu.

Aç pencereni ve dışarı bak. Yine yağmur yağıyor.
Bu kez ne gelen var, ne de giden...
Ne kapımı çalan var, ne de yüreğimi aralayan...
Ne akan gözyaşlarımı silen var ne de yüreğimdeki mutluluğa ortak olan...

Pencereme vuran, yüreğimi ıslatan yağmura rağmen güçlü hala bir yanım.
Bu kez ne götürecek benden diye korkmuyorum.
Onunla yarış etmek için akmıyor gözyaşlarım.
Aksine gülüyor gözlerim.
Ertelenmiş zamanlara, yaşanamayanlara, hayatın bize oynadığı oyuna seyirci kalışına gülüyor.

Benim de geç kaldıklarım oldu mutlaka...
Fakat senin kadar geç kalmayı başaramadım hiç bir zaman.

Gözlerimi kısarak bakmadım hayata, sonuna dek açtım.
Zaman duruyorken bile sen aktın içime...
Akarken hep bir duru su olmak istedim, kendimi gizlemedim.
Hayat bana çelme taktığında ben ona dil çıkardım, gülüp geçtim.



Güzel günlerin yanında kötü günlerinde olacağına hazırlıklıydım.
Bazen hiç olmayacak sularda fırtınalar kopardım.
Bazen aynı sularda sakince yüzdüm.
Fakat kabullenemedim ertelenmiş zamanları...
Kabullenemedim yağmurun sinsice benden çalıp götürdüklerini...
Kabullenemedim her geçen dakika içime işleyişini...

Her şeye geç kalınmıştı bizim hayatımızda.
Geç kalınanlar, ertelenmiş yaşamlar...
Neleri erteledik biz?
Niye erteledik?
Neleri sevdik biz?
Nelerden vazgeçtik?
Neleri göze aldık biz?
Nelerden kaçtık?
Neden bu hale geldik be biz?

Sahi, biz hiç "biz" olduk mu ???

7/5/2008

Aşk İçin Yanmakta Güzeldir Bazen...

SEN GELİNCE…
silkiniyor, titriyor ve kendine geliyor şehir…
Gün ortası oluyor gece yarısı…
Sen gelince gidiyor yalnızlığım,umutsuzluk terk ediyor yüreğimi…
İçimi kaplıyor çocuksu bir sevinç…
Sokağımın adı “Mutluluk “ oluyor

SEN GÜLÜNCE…
gülüyor şehir…
Tüm sevinçleri kucaklayıp bana armağan ediyor…
Dağılıveriyor hüzünlü bulutlar bir çırpıda…
Derin bir huzur kaplıyor sokakları …
Ve hareketleniyor yüreğim uçacakmışçasına…
Utanıyor şehrin asık yüzü sana bakıp…
Tebessümler art arda diziliyor dudaklarımda…
Sen gülünce;ben de gülüyorum…

SEN KONUŞUNCA…
susuyor,Çıtı çıkmıyor hüzünlerin…
Koşar adım uzaklaşıyor ulaşılmaz hayallerim…
Susuyor vadesi dolmuş suskunluğum sen konuşurken…
Sözlerine sarılarak uyuyorum,sessizliğin yerine…

SEN SUSUNCA…
susuyor tüm şehir…
Gel-gitlerim bitmiyor kendi içimde…
Gidiyorum ama gelemiyorum…
Sen susunca..sesler susuyor,ben susuyorum…
Bu koca şehir susuyor…
Susuyoruz,susmalara lanet ederek…



SEN GİDİNCE…
benden gidiyor şehir…
Güneşini sırtına sarıp kayboluyor umutlarım ufukta…
Yollarım, yollarına düşüyor peşin sıra…
Gölgen görülmez oluyor saçlarımda…
Ve ben öylece kalakalıyorum koca bir boşlukta…
Tıpkı annesinin elini bırakıp kaybolmuş bir çocuk gibi…
Öksüz ve yetim…
Sen Gelince…
Sen Gülünce…
Sen konuşunca…
Sen susunca…
Sen gidince…
Vaz geçemiyorum iki nokta arasındaki gel-gitlerden…
Ya gel…
Ya git…
Yanıyor bu şehir içimdeki yangınımla…
Söndürmek mi? Ne çare…
Yanmakta Güzeldir Bazen…
Yakan değerliyse…

Yanmak Böle Birşey

 

Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler.

Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş.

Arkadaşlarının yanına gelmiş ve:

Bu ateş aydınlatıcı bir şey!, demiş..

İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş.

Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş; Demiş ki:

Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey!

Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş,

Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri

dönmüş; Şöyle demiş:

Ve bu ateş yakıcı bir şey!

Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş.

Biraz yaklaşmış, aydınlandığını görmüş.

Biraz yaklaşmış, ısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış, ateş kanatlarını

kavurmuş.

ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek "poff !" diye ortadan kayboluvermiş...

Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş;

Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi, ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!...

 

bazen öyle bir an gelir ki
abartılmış sevdanızın
gerçekle yüzleşmesini yaşarsınız
sizi çok sevdiğini sandığınız ses
geçiştirmek için bir seni seviyorum kondurur
yüreciğinize
en kimsesiz en ilgiye aç halinizde

halbuki içten bir canım
kaç seni seviyorum eder değil mi
yalnız hissedersiniz kendinizi
sığınmaK istersiniz delice
sarılmak ağlamak sonra da gülmek
ışık açıktır ama etraf karanlık gelir
yazdır ama nedense soğuktur
hava durumu bozuktur gönül yaylarında
kar yağar abartılmış sevgilerinize birden
kim seviyor ulan bu dünyada beni gerçekten
diye haykırmak ister yürek değil mi
Annem dersiniz buruk sesinizle
ama yok o da nafile
zaten o sayılmaz ki

işte bazen böle gelir
bazen düzelir ama
kanarsınız yine abartılmış sevgilerinize
kimsesizliğin hikayesidir işte bu
yanlış bir yerdeyim dedirtten hikaye
herkes bilir herkes yaşar bu hikayeyi
tıpkı benim şu an yaşadığım gibi
insanoğlu olmaktan gelir
bu hikaye
en az abartılmış sevgileriniz kadar
abartılmıştır
biraz eksik çoğu fazla !

Ben Neyim?

Ben bir kelebektim önceleri,
Özgürlüğün peşinde koşan,
Aşka sevgiye inanmayan,
Yalnız kendisi için yaşayan...

Arı oldum sonraları,
Bir çiçekten diğerine kondum,
Her birinden ayrı tat aldım.
Ama hiç birine bağlı kalmadım...

Ağustos böceği oldum daha sonraları,
Gülün birine âşık oldum da ondan.
Şarkılar söyledim onun için, şiirler yazdım
Ama o beni hiç sevmedi ! ! !

Karınca olmaya karar verdim,
Çok çalıştım onu unutabilmek için
Arı olmayı denedim, nafile,
İçimdeki kelebek ise zaten ölmüştü...

Boşluktayım şimdi,
Kendimi arıyorum,
Artık tek düşündüğüm şey;
Ben Neyim?

AŞK

Neden aşkı arıyoruz?
Günün birinde ansızın bizi bulacağını bile bile...
Bizi karanlık, sisli bir yola sürüklemiyor mu?
Ne olduğumuzu unutturmuyor mu bize?

Neden sevgi sözcüklerini tüketiyoruz?
Gerçekten gerekli midir sevgi sözcükleri?
Yalanları örtmek için değil midir onlar?
Yaşanamaz mı aşk onlar olmadan?

Neden gidilir bir kişinin peşinden?
Neden sevgi sözcükleri tüketilir onun için?
Onun kendisini sevmediğini anlamaz mı insan?
Anlarda aşk denen şeyi yaşamak mı ister?
Acı çekeceğini bile bile...

Neden birilerinin ansızın gelip de,
Seni seviyorum demesini bekliyoruz?
Neden sevilmek ister insan?
Kendisine saygı duyulması gerekirken...
Neden yalan aşklar peşinde koşar?

Neden aşık olmak istiyoruz da,
Sonra da ölümü arzuluyoruz?
Geceleri neden aşkı düşünür de uyuyamaz insan?
Neden bu bekleyiş?
Söyleyebilir misin bana ey aşk...
Neden sen varsın?
Neden?
Neden?
Sebebsiz?

Hadi Git!

Hadi git bir an bile bekleme!
Sakın gözlerimin içine bakma!
Vazgeçmekten korkuyorum,
Öylece başbaşa bırak beni yalnızlığımla...

Hadi git bir an bile bekleme!
Yanında tüm anılarımızı da götür,
Bakmaktan bıkmadığım o yıpranmış fotoğrafını,
Sana yazdığım şiir kitabını, içindeki kurumuş gülü...
Seni bana hatırlatacak her şeyi al ve git.

Hadi git bir an bile bekleme!
Sensizliğe alışmam gerek,
sakın bir söz söyleme!
Vazgeçmekten korkuyorum...

Hadi git bir an bile bekleme!
Gözlerimi kapattım işte ,
Şu kapıdan sessizce çık
Bir kelebek misali...
Kavuş özgürlüğüne.

Hadi git!
Ne dememi bekliyorsun?
"Seni seviyorum" diyemem artık...
Biliyorum sen de kalmak istiyorsun ama,
Ne olursun git artık!
Acı çekmek istemiyorum...

Üzgünüm birtanem Seni çok seviyorum...

Hatıralar Özlem Kokar

Özlem kokar bu şehir, bu topraklar,

Özlem kokar sensiz,

Renksiz ve yorgun şafaklar.

Seni arar bir çare mahsun gözler

Hasret dolar, kahır süzülür tenime,

Özlem kokar ıslak ıslak.

Üşür sensiz yüreğim,

Titrer garip, bensiz bendenim,

İnce bir sızı çalar kapımı,

Açsam özlem girer,

Kapatsam umutlar söner.

Kendimden uzağım şimdi,

Sana yakın olduğum kadar,

Hayalin bıçak kadar keskin,

Paramparça bu şehir,

Oluk oluk akar geçer önümden,

Hatıralar kan özlem kokar.

7/4/2008

O Kimmiş

Bırakıp gitse miydim bu kahpe şehri,

Yada oturup en derinden ağlasa mıydım?
Kaçsaydım buralardan
Olmadı, yapamadım, ağlayamadım
Çok canım yandı,

Ama bir türlü bu yangının üstüne su döküp küllendiremedim
Unutamadım
Beceremedim, olmadı.

Bunu da elime yüzüme bulaştırdım
Kahretsin!
Bu kadar güçlü müydü, bu kadar bencilmiydi,

Bu kadar zehirlimiydi aşk?
Bu kadar tutkulu, bu kadar ağırmıydı sevmek?
Sıkıldım etrafıma yalancı gülümsemekten.
Hiç bir şey olmamış gibi hareket etmekten
"Unuttum onu artık. O kimmiş" demekten

7/3/2008

Allah Belanı Versin

Sen Ellerin Olduğunda
Başkalarını Öptüğünde
Sana Kızamayacağım Bile
Çünkü Bende Olmayacaksın Artık
Yaşanacak Ne Varsa
Yaşayacaksın Doyasıya.
Bir Ben Olmayacağım Yanında
Bir De, Seni Delice Seven Aşkın.
Hayatta Yaşaman Gereken Ne Varsa
Doyasıya Alacaksın İnan Bana.


Kurtuluşun Güzel Oldu, Gözün Aydın
Kolaydı, Bak Sen Başardın,
Üstelik Planların Sağlamdı
Ve Sen Beni Gerçekten Kandırdın.
Ne Yürek Varmış Sende Anladım,
Sen Var Ya Sen,
Şeytan Gibi Kadınmışsın.

Kolay Gelsin Sana Hayatında,
Beddualarım Bırakmasın Seni Yarı Yolda.
Mutlu Olacak Mısın Bakalım
Bana Yaptıklarından Sonra.
Defol Şimdi, Bakma Ardına,
Diyecek Bir Sözüm Bile, Kalmadı Sana.
Ne Sözler Vermiştin Oysa Bana
Yalanların Tak Etti Canıma.
Söyleyecek Sözüm Kalmadı
Sende Ellerin Sözüne Kanasın
Bak En Sonunda Beni Ne Hale Getirdin,
Bu Defa Gerçekten, Allah Belanı Versin.

Yalancısın

Sevgiyi anlatırdın bana durmadan
Ellerimi tuttun Gözlerime baktın
Sözlerin aşk doluydu sevgiye muhtaçtın hani
Sev dedin beni sev ölünceye kadar
Yalan Yalan yalancısın sen

Yanımda seven bir aşıktın delice
Şiirler dilinden dökülürdü şairce
Nasıl kucakladın nasıl sardın beni
Yalan yalan yalancısın sen

Oyunmuş oynadığın sevgi aşk adına
Geçici bir aşk oyunuymuş yaşadığımız seninle
Seven bir aşık oyuncusu nasıl olur
sorsalar bana sen
senin adresini veririm
sen gelirsin aklıma
Bukadar yalandan nasıl sever görünür insan
soldan sağa bulmaca sorusu
cevabı ise üç harfli bildiğim
sen
Yalan yalan yalancısın sen

Seviyorsan dururmu insan sevdiğini aramadan
Merak etmezmi aramadan sormadan
Nasıl geçirirki zamanı sesini duymadan
seviyorum deme artık yalan
Yalancısın yalancısın sen

Nefretime Yem Olacaks
ın...

SÖYLEYEMEDİM

KALBİM YANDI,

İÇİM YANDI,

YÜREK YANDI AH

TÖVBE ETTİM SEVDALARA

YILLAR SONRA BİLE BANA HATIRA

O ZALİMİN BIRAKTIĞI YARA

 

BİRDEN SEN ÇIKTIN KARŞIMA

O MASUM DURUŞUNLA

UZAKTAN UZAĞA SEVDİM SENİ

SÖYLEMEDİM BEN SANA

 

SEN DAĞDA AÇAN GÜL GİBİSİN

SEN MASUM ÇOCUK GİBİSİN

SEN HAYATSIN, GERÇEĞİMSİN

SENİ SEVDİĞİMİ SÖYLEYEMEDİM

 

SEN ÇÖLDE GÜL GİBİSİN

SEN MASUM ÇOCUK GİBİSİN

SEN HAYATSIN, GERÇEĞİMSİN

SENİ SEVDİĞİMİ SÖYLEYEMEDİM

MUTLU OL

Sımsıcak damlıyor yanaklarımdan ayrılık

Ayrılıktan da zor gelir insana bazı şeyler

Bıraktığın birçok hatıra sağda solda toplanmadım

Unuttuğun bir fotoğraf var bakmaya doyamadığım

Aşık olmak nedir diye bir merak vardı içimde

Toz duman bir ateş oldum aşkı buldum sen diye

Mutlu ol yeter ki!

Gittiğin yerde benden sonra gelen yıllar

Seni benden alsalar bile.

Mutlu ol yeter ki!

Gittiğin yerde benden bir parça aşk olsun

Katre olsun yeşil gözlerinde.

7/2/2008

Bana Sevmeyi Anlat

Aşkta; diğer birçok şeyde olduğu gibi “Ustalık - Çıraklık” ilişkisine ters bir durum var...

“Ne kadar çok seversen, o kadar iyi âşık olmuyorsun...” Kim bilir, “Beni bu sevdalar bitirdi” diyen şairin isyanı da o yöndedir belki...
Kalbin ardına kadar açık kapısından her geçene bir şeyler sununca; sonradan gelene az ve kötü tarafı kalıyor...

Bana katılır mısınız bilmem...

Hayattaki birçok şeyde, “Çok tekrar” insanı usta yaparken, aşkta en usta kişiler, “Az ve öz sevmişler” oluyor... Her buluşmada yeni bir şey öğrendiğimi, her ayrılıkta acıya biraz daha dayanıklı olduğumu düşünürken, “Orta yaş”ın olgunluğu kulağıma başka şeyler fısıldıyor artık... Beni “Kalbimin mi, gözümün mü, aklımın mı” cazip kıldığı belli olmayan bu sevdalar tüketti... Her gelen bizden bir şeyler götürür, biz her gittiğimizden bir şeyler koparırız...

Her sayfası ayrı renklerden, ayrı kalemlerden yazılmış, ayrı dudakların söylediği "Seni seviyorum"ları duyarız... Bir sonrakine daha donanımlı olmak yerine, daha titrek gitmemizin sebebi budur... Terkedişler, daha büyük yüreklere göç edişler, o günün egolarına birer saraydı belki...
Ama artık eminim ki; bir sonraki acının gecekondusunda güçsüz kıvranışlarımız bundandır...

Yüreğini pek nadasa bırakmayan bir hayatın ortasında bu “Kalp itirafının” faydası olur mu bilmem...

Ama kendimle savaşım ve duygularımla verdiğim o sayılı mücadeleden çıkardığım sonuç bu...

Artık bir gece vakti; adlarını bile hatırlamadığın sayısız “Yürek erozyonunun” ardından âşık olmaktan utanır hale geldiğini görürsün.
“Asil” dediğin, “Kutsal” dediğin kalbini kaplayan o yüce örtü; sıradan bir bez parçası haline gelir...

Ve seni tımar etmek için yarışan o sihirli eller; artık kendi kendine kabuk bağlamaya terk etmiştir yetişemediğin yaralarını...

Evet bir gece vaktidir; bir rüyadan uyanır ve bir daha uyuyamazsın...

Huzur dolu, mutluluk dolu, içinde taşıdığın o sonsuz sevginin gıdım gıdım gitmesini buğulu gözlerle anarken, artık demir kapıların arkasından yüreğine sızan güneşin sıcaklığını hissetmez olursun...

Ve amatör bir şairin dizeleri takılır dudağına...

“Biz çok kişiydik... Biz on kişiydik...

Ama gerçekte biz üç kişiydik;

“YALNIZLIK... YALNIZLIK... VE BEN...”

VURDU YİNE YÜREĞİMİN DEM SAATİ...

Oyun oynama yüreğim anlat kendini. Bırak yalın olsun kelimeler. Bırak gecem gibi ağır, gecenin gözleri kadar siyah olsun…

 

Ne yapmak istediğini bilememenin, suskunluğun, belirsizliğin içinde kaybolmuş bir yüreksin sen.

 

Ne sevdalar, ne sevgiler terk edip gitti seni. Sürgünlere emanet bırakıp gittiler. Kalabalığın içinde nemli bir oda da yalnızsın yapayalnızsın... Bir fırtınaların var bir de elindeki kalem. Yorgun bakışmalarına inat, sımsıkı sarılmışsın ona. Cümlelerde kendini arıyorsun. Ne zaman siyaha çalsa gecemin uçsuz bucaksız deryası, ne zaman bir çocuk çığlığında yırtılsa ay ve ne zaman bir beden toprağa gelin olsa... Vurgunları bana düşer... Ağır ağır delinir uykular kan revan gözlerimde... Fırtına olur, haykırış olur, gözyaşı olur da yine de bir umut bir hayat arar kimsesizliğime gözlerim... Şimdi, hüznümün ciğerlerimi parçalayan acısıyla başbaşayım. Tenim ateşlerde eriyor gibi ve yine de üşüyorum.

 

Dudaklarımda inceden bir ses…

Bir hüzün akşamında kırık düşler…

Bir yalnızlık türküsünde kayboldum…

 

Kaybolmak istiyorum İstanbul sokaklarında, ayazı tenimde, gün ışığını kirpiklerimin yansımasında hissederek zemheri yalınayak yürüdüğüm gecenin kör vakitlerinde... Zaman gece yarısı… Zaman sessizliğin simgesi… Zaman dolan sahte kadehlerin gecesi…


VURDU YİNE YÜREĞİMİN DEM SAATİ...

7/1/2008

SEN BENİM 'MUCİZEMDİN…'

Sana dokunmak bir mucizeydi, seninle olmaksa bir mucizeyle yaşamak…

 

Gün geceye döndüğünde seninle olmak öyle güzel ki. Bütün bir gece seninle aynı havayı solumak, dinlediğim şarkılarda seni bulmak. Gündüzümde insanlar, mücadele, kavgalar, çirkinlikler var belki ama gecemde sadece sen ve ben… Belki bu yüzden geceyi sevişim. Sadece sana ait gecelerim, tıpkı kalbim gibi...

 

Dün gece yine uzandı elim telefondaki tuşlara. “Aradığınız numara kullanılmamaktadır” Gülümsedim ve iletilemeyeceğini bile bile defalarca mesaj gönderdim. Her “iletilemedi” raporunda sanki “Buda geçecek. Geçecek değil mi Can’ım?” cevabını okudum…

 

Aradım seni. “ULAŞILMAZ” olduğunu bile bile aradım seni. “ULAŞILIR” olsaydın keşke. Keşke biraz daha çok gülebilseydik yaşamın bize yaptıklarına. Keşke “Sen” yine yanımda olabilseydin. Keşke şu iç çekmeler olmasaydı. Acı olmasaydı keşke… Keşke… Keşke… “Keşke” kelimesini bilmese, öğrenmeseydik.

 

Hayata tek bağımdı aşkın… Gelirdim yanına sokulurdum… Tüm dertlerden, kederlerden uzaklaşırdım gözbebeklerinde kendimi gördüğümde… Nerden bilebilirdim ki bir gün o gözlerde kaybolacağımı… Umutlarımın, hayallerimin, sevgimin, beklentilerimin, inançlarımın yok olacağını… Nerden bilebilirdim ki; o seyretmeye doyamadığım gözlerinde ölümün beni beklediğini…

 

Oysa ben ayrılığı hiç düşünmezdim. Aklıma gelmezdi sensiz sabahlamak. Sen varken fark etmezdim mevsimlerin döndüğünü. Meğer ellerime kar yağabilir, gözlerime bulutlar değebilirmiş. Sen benim mucizemdin. İşte o mucizeye dokunmak, aslında seni sonsuza dek kaybetmekmiş. Bunu da öğrendim...

 

Aradım seni Can’ım. Ulaşılmaz olduğunu bile bile aradım. Seni henüz özlemiş de değilim, yanlış anlama beni. Ne zaman özlerim bilmiyorum. Hâlâ benimlesin ve hâlâ gecelerim senin; tıpkı kalbim gibi…

 

 

6/30/2008

UYAN...

Uyan bak dünya o bildiğin dünya değil. Kus sana verilen uyku haplarını. Sana söylenen yalanları unut bitir rüyaları. En büyük kâbusu en güzel düşün sanma. Uyan, nerde sevgi nerde sevgili. Aylık gezmelere aşk deme artık uyan. Her bitişinde bir daha ayağa kalkamayacağım deme. Düşmeyi görmeden kalkmayı bilemezsin. Uyan bak o pencere sahte, gördüklerin sahte. Ne yaşadığın acıyı nede mutluluğu sonsuz sanma. Acıyı da mutluluğu da bitiren sensin uyan. At üstündeki hayal yorganını, ısıtamaz o seni. Uyan bak gene gecesi belli olmayan bir sabah. Koş bakalım neler göreceğini bilmeden koş. Uyan bak yağmurda yağıyor. Islan delice, aşkı sırılsıklam yaşayamadın bari yağmuru yaşa. Uyan bak yine karşında sevimsiz kahkahalar var. Dinle çirkin gülüşleri. Bak herkes aslında yanında değilmiş. Olmayan yanın da önünde durmuş herkes. Uyan sakın güvenme kimseye aldatmaz beni diye. Aldatıldığının farkına var uyan. Aç artık gözlerini, kapısı kitlenmiş bir dükkân gibi kapatma o gözlerini. Depremleri atlat çık artık o kaldığın enkazdan. Ses ver dışarı hadi uyan. Hayat treninin en güzel vagonu senin. En güzel duraklar, en güzel yolcular senin. Hadi uyan çık artık yolculuğa. Geç denizleri, boya maviye yüreğini. İtildiğini sanma unutulduğunu bir köşede. Sen hatırla önce kendini. Hadi her bitişi sonun sanma uyan…

Kelebek Gibi...

Bir kelebek gibi olsun hayatım. Bir güne sığsın yaşamım. Bir günde tanımalıyım aşkı. Bir günde anlamalıyım acıları,kötülükleri,derdi,kederi bir günde yaşamalıyım. Kelebek kadar güzel olmalıyım. Hayatımın ilk günü ve son günü aynı gün olmalı. Hiç doğum günleri kutlamadan ölmeliyim. Kısacık uzun bir hayat yaşamalıyım. O kadar çok uçmalıyım ki yeni yerler güzel kişiler görmeliyim. Nefeslerimi sayacak kadar kısa olmalı yaşamım. Bir kelebek gibi sonumu bilerek yaşamalıyım. Bir kalbim olmalı atışı saatlerle hesaplanan. Bir kelebek gibi olmalıyım bir günde olsa hayatım uçabilmeyi başarmalıyım. Yıllarca yaşamaktansa bir güne sığdırmalıyım tüm iyilikleri. Kötülüklerden bir gün olsun kaçmalıyım. Hiç yarınlarım olmamalı son gün gibi yaşamalıyım her anı. Bir kere gördüğüm yeri bir daha görmeyeceğimi bilmeliyim. Sona yakın olmalı geriye hiç bakmamalıyım. Korkmamalıyım hiçbir şeyden. Kafa tutabilmeliyim esen rüzgâra. Asi olmalıyım nasıl olsa son anlarım diye her şeyi yapabilmeliyim. Aynada kendime hiç bakmadan yaşlanmalıyım kendimi görmeden ölmeliyim. Kelebek gibi yaşamalıyım. Uzun ama kısacık bir hayat. Nefes almalıyım verdiğimde burada olmamalıyım. Sayılı olmalı her anım anıları bol tutmalıyım.Hiç keşke demeden hep iyi kileri yaşamalıyım. Güneşi bir kere görüp gecede gitmeliyim. Son günmüş gibi yaşamalı hiç bitmeyecekmiş gibi durmalıyım. Umudu taşımalıyım yüreğimde hep. Yeniden kozalağa girip yeniden hayata başlama umudunu taşımalıyım. Her günü kelebek gibi yaşamalıyım. İyilikleri atlamadan, sevmeleri kaçırmadan,duraklarda durmadan koşmalı,sevmeli ve o gün gitmeliyim. Kelebek gibi yaşamalı ve kelebek gibi ölmeliyim. Bir günü bir asır gibi yaşamalıyım. Kısacık uzun bir hayat olmalı yaşamım. Bugün var olmalıyım yarın yok…

Can Çiçeğim!

Erişilmez bir uçurumun kıyısında, senden başka kimsenin farkında olmadığı bembeyaz bir çiçektim ben. Sen ise, dört mevsim özlemini çektiğim yağmur. Üstüme yağışını severdim, yapraklarımdan aşağı akışını, her damlanı içime çekişimi severdim. Bedenimde seni hissedişimi. Her damla alır götürürdü beni adını bilmediğim, tanımadığım yerlere...

 

Sen yağınca susuzluğum dinerdi, biterdi kimsesizliğim, dağılırdı ürpertilerim. Serin bir meltem değip geçerdi yapraklarıma. Dünyalar benim olurdu, uçardım sevinçten. Günlerime, gecelerime; hiç kimsenin bilmediği, fark etmediği sevgi dolardı. Sevgi dolardı yüreğime. Her çocuğa gülümserdim; her kuşa, her kelebeğe, her arıya gülümserdim...

 

Erişilmez bir uçurum kıyısında rüzgarlara ağıt yakan, yalnız ve boynu bükük, bembeyaz bir çiçektim ben. Sen, bakışlarında sevdalar gizleyen, sevdalandığım gözleri menekşe rengi küçücük bir kızdın.. Adına Seher demiştim, adına Sevda. Sevdam, umudum her her şeyimdin. Günüm, günaydınım, gülaydınlığım seninle başlardı. Tek sevenim, tek sevdiğimdin. Yağmurumdun sen; kurak günlere, ayaz gecelere inat. Hiç bitmeyen bir umut, özlem ve hazla beklerdim seni. Gelmediğin zaman boynumu büküp, kapar gözlerimi seni beklerdim. Özlemin umudum olurdu, umudum özlemin. Beklerdim, beklerdim bıkmadan, usanmadan...

 

Umudumun bitip tükendiği anlar da oldu elbette zaman zaman. Seni beklerken, bekleyişin işkenceye dönüştüğü zamanlar da olurdu. Günlerin yıllara döndüğü zamanlar olurdu. Ama hiç şikayet etmedi yüreğim. Çünkü seni delicesine seviyordum ve bu sevgimle mutluydum. Özlemine zor da olsa katlanıyordum bir umutla.

 

Sen beyaz bulutlarla gelirdin, bembeyaz gelinlikler içinde. Hayran hayran bakardım sana. Sen gelince ardından gökkuşağı gelirdi. Gökkuşağına dönüşürdün rengârenk. Her renginde umutlarım vardı, hayallerim vardı. Canlı, cansız tüm varlıklar kıskanırdı güzelliğini... Sen, hayatıma kattığım canım, gözbebeğimdin. Ben de senin can çiçeğindim. Gözlerime dolan bulut, üzerime yağan yağmurdun sen. Toprağa saçtığım umudumdun. Havaydın, hayattın, suydun, sevgime bandığım gül aydınlığımdın, günaydınımdın...

 

Yıllar sonra şimdi yine bekliyorum seni, bir umutla. Ama artık azalan hatta tükenen bir umutla... Ömrümün bütün dilimlerine kar yağıyor şimdi. Kar da beyaz ama ben yine de direniyorum. Çıkıp gelmeni, üzerime yağmanı bekliyorum. Bir nisan yağmurunda ıslatıp gitmiştin hayallerimi. Bak yine nisan geldi ama sen yoksun... Kış geldi, sen yoksun. Bak, kar yağıyor üstüme, iliklerime dek üşüyorum. Yine de yüreğimde ateşler yakıyorum. Dönersen ellerini ısıtırsın diye...

 

Unutmuşum, içimdeki umutların beyazlığını... Unutmuşum mavi, yeşil, al renkleri... Ne zaman bir yağmur sesi duysam, ne zaman bir su sesi, içimde sevgiler kanar, pınarlar kanar . Sonra sen gelir dökülürsün içime, sen gelir dökülürsün gözlerime, kirpiklerim dökülür yollara. Gül aydınlığın doğar üstüme. İşte o zaman dağ dağ özlem kesilirim, bulut bulut, hüzün hüzün..

 

Düştüğüm Her Uçurumda Sen Vardın Yanımda
Seni Taşıdım İçimde Bir Damla Gözyaşı Gibi
Bütün Yıldızlara İsmini Haykırdım, Bütün Nehirlere
Bir Sen Yoksun Bir Sen Duymuyorsun Bi-Tanem

Rüyalarımı Hicran Alır Her Gece Gelmezsin
Çağrılarım İsyan Olur Her Gece Bilmezsin
Sevdasını Yüreğime Taht Kurduğum Nerdesin
Bir Sen Yoksun Bir Sen Bilmiyorsun Bi-Tanem

Bilki Hep Sana Aktım Bu Sevdalı Nehirlerde
Hep Seni Bekledim Bu Düştüğüm Yerlerde
Ümit Kervanları Bir Bir Gelip Giderlerde
Bir Sen Gittin Bir Sen Gelmiyorsun Bi-Tanem

 

Tüm ümitlerin tükendiği anda çıkıp gelmeni, üzerime yağmanı bekliyorum. Bu sitemdir sanma. Bil ki, gelmezsen solup gideceğim, bitip tükeneceğim. Bir daha bir daha hiç bir mevsim açmayacağım çiçeklerimi, gülümsemeyeceğim gül yüzlü çocuklara, gül desenli baharlara, kırlara, ceylanlara... Gel......


Canına Can Verirdim

Sen Bir Nazlı Gül Olaydın
Dalına Yaprak Olurdum
Canına Can Verirdim
Acına Toprak Olurdum

Sen Bir Damla Yaş Olaydın
Başına Bulut Olurdum
Düştüğün Denizlerden
Arar Arar Bulurdum

Sen Bir Türkü Olaydın
Kıskanırdım Rüzgarlardan
Kalbime Koyardım Sesini
Yalnızca Ben Duyardım

Tual Olaydın Fırçalarıma
Sevginin Rengine Boyardım
Ne Okşardım Saçını
Ne Öpmeye Kıyardım Dudaklarını
Ne Elveda Eder
Ne Görmeye Doyardım

Sende Sevseydin Beni
Başımın Üstüne Gezdirirdim
Kalbimin İçine Koyardım
Canına Can Verirdim
Yağmur Olur Yağardım
Bulut Olur Ağardım
Yoluna Toprak Olurdum
Dalına Yaprak Olurdum
Sende Sevseydin Beni

Sende Sevseydin Beni
Canına Can Verirdim
Kanına Kan Verirdim
Sende Sevseydin Beni